Vizontele'yi izlemek, 70'li yılların başında Anadolu'nun uzak bir köşesine, ilk televizyonla birlikte gelen hem kahkahayı hem de hüzünlü bir değişimi deneyimlemektir. Yılmaz Erdoğan'ın kaleminden çıkan bu ölümsüz eser, teknolojinin henüz temas etmediği bir dünyaya girişini, kültürel bir şok ve tatlı bir naiflik harmanıyla anlatır. Hakkari'nin o kendine has atmosferi, yöre insanının saf tepkileri ve birbirine kenetlenmiş bir topluluğun bu "görüntülü telgraf"la imtihanı, filmin kalbini oluşturur. Demet Akbağ, Altan Erkekli ve tabii ki Yılmaz Erdoğan'ın kendisi başta olmak üzere, her bir oyuncunun karaktere bürünüşündeki doğallık ve samimiyet izleyiciyi anında sarar. Cem Yılmaz'ın kısa ama akılda kalıcı performansıyla da renklenen Vizontele, sadece güldürmekle kalmaz, aynı zamanda kaybolmaya yüz tutmuş bir döneme ve insanlık hallerine dair derin bir nostalji ve hüzün de taşır. Hayatın içinden, sıcacık ve samimi bir hikaye arayanlar, Anadolu mizahının en güzel örneklerinden birini deneyimlemek isteyenler için Vizontele kaçırılmaması gereken bir başyapıt. Hem gülecek, hem düşünecek, hem de bazen gözleriniz dolacak.